FARSÇADA TÜRKÇENİN EN ESKİ İZLERİ

FARSÇADA TÜRKÇENİN EN ESKİ İZLERİ

Türkçenin en eski yazılı kaynakları yedinci yüzyıla aittir. Yedinci yüzyıldan geriye doğru Türkçenin izini sürmenin tek yolu, bu dilin ilişkide bulunduğu dillere ait yazılı kaynakları incelemektir. Elinizdeki eser, Yeni Farsça kaynaklardan başlayıp orta dönem İranî diller (Soğd, Pehlevi, Part ve Harezm) ile eski dönem Hint-İran dillerinin (Sanskrit, Avestaca, Eski Persçe) yazılı kaynaklarını gözden geçirerek Türkçe’nin izini sürmektedir. Çalışmada binlerce yıl önceye ait başka bir dilin yazılı kaynaklarında, sesin dokusuyla anlamın ışığında, Türkçe’nin varlığına dokunulmak istenmiştir.

SIRÇA KÖŞK

SIRÇA KÖŞK

Osman bir el işaretiyle sözümü kesti. Kimsenin duymasını istemiyormuş gibi ağzını yüzüme yanaştırarak:

“Bırak boş konuşmaları, ağabey!” dedi. “Bu kadar sene hiç yoktan adımız katil diye söylendi, artık önüne gelen be­nimle dalga geçiyordu. Gözüm kızıp birinin üstüne yürüsem, herifin kılı bile kıpırdamıyor, ‘Senin gibi lafla adam öldüren­leri çok gördük!’ diyordu. Memleketin bir kabadayısının yü­züne bakacak halim kalmamıştı. Allah rahmet etsin, Hüsamettin’le görülecek bir hesabım yoktu ama bu vukuat bana lazımdı.”

KONVANSİYONEL OLMAYAN SAVAŞ TEORİLERİ

KONVANSİYONEL OLMAYAN SAVAŞ TEORİLERİ

İnsanlık tarihi savaşlarla yazılmıştır. Toplum savaşlarla şekillenmiş, uygarlık savaşlarla gelişmiştir. İnsanoğlu hangi medeniyet seviyesine erişirse erişsin savaş toplumların vazgeçilmezi olmuştur. Tarih boyunca kan ve göz yaşı eksik olmamıştır.

Teknolojik, ekonomik ve sosyal gelişmeler savaşların boyutunu ve şeklini değiştirse de savaşın prensipleri değişmemiştir. Savaşın tarafları Siyasi hedeflerini en kısa ve en kolay yoldan elde etmek için her türlü savaş yöntemine başvurmuştur. Savaş alanları yenilikçi yöntemlerle şekillenmiştir. Soğuk Savaş ve sonrası dönemde yeni savaş yöntemleri daha belirgin bir hale gelmiş, konvansiyonel olmayan savaş yöntemleri daha çok ağırlık kazanmıştır.

ÜNLÜ TÜRK NÜKTEDANLARI VE HAZIRCEVAPLARI

ÜNLÜ TÜRK NÜKTEDANLARI VE HAZIRCEVAPLARI

İlkçağlardan günümüze gelinceye kadar hemen her coğrafyada nükte, mizah ve hazırcevaplılık; yaşanılan dönemin özelliklerine, hayat şartlarına bağlı şekilde birçok insanı yakından ilgilendirmiş, sonuçta milletlerin ayrılmaz bir parçasını oluşturmuştur.

Nükte; herkesin kolayca kavrayamadığı ince anlamlı, sanatlı, düşündürücü ve ayni zamanda hoşa giden, insanı gülümseten söz, demektir. Eskiden, bu tür sözleri dile getirme ustalığını gösteren kimselere “nüktedân”  adı verilmiştir. Bunun halk arasındaki en yaygın ifadesi, “nükteci”dir.

KÜRK MANTOLU MADONNA

KÜRK MANTOLU MADONNA

Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde, “Bu öyle olmayabilirdi!” düşüncesi, yoksa insan kader saydığı şeyleri kabule her zaman hazır.

KUYUCAKLI YUSUF

KUYUCAKLI YUSUF

Yusuf’u çenesinin altından tuttu, başını yukarıya doğru kal­dırdı. Fakat Yusuf silkindi ve başını çekti. Yavaş yavaş odanın bir köşesine çekildi. Tahkikat bitip hiçbir iz bulunmadan kasabaya dönülürken Yusuf da beraberdi. Köyden tedarik edilen küçük bir atın üzerinde dimdik duruyordu. Yalnız gece, Kaymakam’ın evinde yatağa yatırıldığı zaman, kendini kaybetti ve iki gün ateşler içinde sayıkladı.

NİYAZİ-İ MISRİ DİVANI

NİYAZİ-İ MISRİ DİVANI

Dest-i kudretle yazılmış yüzine âyât-ı Hak/Gönlümüñ tahtında sultânumdur Allâh hû diyen

Giceler tâ subh olınca inledür bu derd beni/Derdimün içinde dermânumdur Allâh hû diyen

Yire göge sığmayan bir mü’minün kalbindedür/Katremün içinde ummânumdur Allâh hû diyen

KLASİK DÖNEM TÜRK ŞİİRİ İNCELEMELERİ

KLASİK DÖNEM TÜRK ŞİİRİ İNCELEMELERİ

Türklerin tarihin derinliklerinden Osmanlı dönemine gelinceye kadar farklı coğrafyalarda yaşarken oluşturduğu her alandaki birikimi, yakından izlemek oldukça güçtür. Bu güçlük kültür ve edebiyat tarihimiz açısından cevaplanması gereken birçok sorunun zihinlerde belirmesine yol açmıştır. Sonuçta özellikle Türkçe edebi eserlerdeki birikim “Arap-Fars kültürü kaynaklı” ve “Acem şairlerini takliden” gibi nitelemelerle karşı karşıya bırakılmıştır.

TÜRK EDEBİYATINDA KADIN YAZARLAR

TÜRK EDEBİYATINDA KADIN YAZARLAR

Türk edebiyatındaki ‘kadın kalemler’, tarihsel akış eşliğinde ve örneklemeler çerçevesinde ele alınmış; ‘kadın yazar’, ‘kadın duyarlılığı’ ve ‘kadın kimliği’ gibi kavramlar farklı perspektiflerden sergilenmeye çalışılmıştır.

Türk edebiyatındaki kadın değerlerin ‘yazmak’ gibi insan beynini tümüyle seferber eden eylem karşısındaki durumları göz önünde bulundurulduğunda, ‘Yazamaya duran’ kadınların ortak seslerinden çıkarılabilecek sonuç; kadının sosyo-kültürel konumu bakımından yükümlülükler ve sorumluluklarla kuşatılmasına karşın bir ontolojik bir alan olan ‘yazma edimi’nde ayrı tanımlamalar, kategorizeler kabul etmeyip, insani bir durum noktasında birleşiyor olmalarıdır.”

ROMANDA KİŞİLER DÜNYASI

ROMANDA KİŞİLER DÜNYASI

İnsan varlığının dayanılmaz öyküsünü etrafındaki diğer canlı ve nesnelere aktardıkça kendifarkındalığını kavrar. Bu kavrayış özünde insanın bilinçlenmesi, bilinçlendikçe ise sürekli“oluş” ve “oluşuş cesareti” göstermesini gerekli kılar. Çünkü “olmak” demek kişinin kendi varlığını ve yaratıcığı değerleri açımlamak demektir.

İnsanın yaşama dair tavrını,yaratıcı bir duyuş ve duruşla ortaya koyduğu alanlardan biri de hiç kuşkusuz edebiyattır. Edebî evrende insanın yaşama reflekslerini farklı anlatım yöntemlerinebaşvurarak kurgulayıp ortaya koyan en önemli türlerden biri de romandır. Romanın insana dair durum ve şeyleri anlatması, her insanın bir karakter olmasındandır. Nitekim her insanın hayatı bir romandır ve yine o romanınbaşkarakteri de kendisidir.  Bu bakımdan romanda en önemli yapı unsurlarından biri de kişiler-kahramanlardır. 

Kuruluş 1968
Yeni Çıkan Kitaplar
Diğer Yeni Çıkan Kitaplar >>
Haberler ve Etkinlikler
Diğer Haberler ve Etkinlikler >>
En Çok Okunanlar
Diğer En Çok Okunan Kitaplar >>